“Altın Oran” Ya Da Bedenin Büyüsü...

“Altın Oran” Ya Da Bedenin Büyüsü...



Beden söz konusu olduğunda tıp bilimi ile uğraşanlar haricinde, güzel sanatlar eğitimi almış her ressam da artistik anatomide söz konusu olan altın oran esasını bilir. Örneğin, elin uzunluğunun kafa uzunluğunun dörtte üçüne eşit olduğunu, bacak uzunluğunun dört kafa – ayakla beraber- toplam 4 tam bir çeyrek kafa uzunluğunda olduğunu bilir. Kafanın önden görünüşünde alnın genişliğinin 5 göz boyu olduğunu, burnun yani burun kanatlarının genişliğinin göz boyu kadar olduğunu da...Bunlar bedenin içerdiği oranlardan sadece birkaçı. Bilir de, bedeni böyle resmetmek gibi bir zorunluluğu yoktur ressamın. Uzun süre bilim zemininde kalan, bilimle birlikte yol alan resim sanatı 20. yüzyılla birlikte altın orana bağlılıktan kendine özgü oranda uzaklaşıp bu zeminden kanatlanmış olsa da (Hangimiz ağız burun bir tarafta, Picasso tablosundan fırlamış gibi bir orantısızlık talep ederiz ki bedenimizde?) tıbbı meslek edinenler için 20. yüzyıl (ve şimdi 21. yüzyıl), baş döndürücü hızla gelişen teknoloji ile birlikte bedendeki yapısal bozuklukları altın oran esasına yaklaştırma çalışmalarında her zamankinden fazla olanak anlamını taşıyor.

Altın Oranda Dişlerin Yeri

Bu olanakları kullanarak söz konusu amaca yönelik çalışan tıp dallarından biri de diş hekimliği. Diş hekimliğinin uzmanlık alanlarından ortodonti, diş, çene ve yüz kompleksini normal yapı ve gelişimi açısından ele alıyor. Çenenin ileri gitmesi gibi iskeletsel bozukluklar ya da üst üste binmiş çarpık veya geniş aralıklı dişler ortodontik tedavi ile düzeltiliyor. Bir diş hekiminin ortodontist olabilmesi için beş yıllık diş hekimliği fakültesinin ardından en az dört senelik ortodonti ihtisasını tamamlayıp doktorasını almış olması gerekiyor. Türk Diş Hekimleri Odası verilerine göre ülkemizdeki ortodontist sayısı 400 civarında.

Konuyla ilgili sorularımızı ortodontist Dr. Cüneyt Keskin’e yönelttik. (İlk soru değildi ama altın oranda dişlerin yerini merak edenler için yüze dair altın oran ölçülerini vereyim öncelikle: Yüzün tam ortasından geçen dikey çizgi -Çene ucundan tepe noktasına kadar- üç eşit uzunluk içeriyor. Yani çene ucu ve burun altı arasındaki mesafe, burun altı ile kaşların arasında sonlanan mesafeye eşit. Dişlerse, çene ucundan başlayıp burun altında sonlanan çizginin tam ortasından geçen yatay çizgi üzerinde dizili).

“Önce” Ve “Sonra”

Sorularımı, hastalarının tedavi öncesi ve sonrasında alınan diş modelleri üzerinde açıklamalar yaparak yanıtlıyor Cüneyt Keskin. Ve birçok fotoğraf eşlik ediyor bu açıklamalara... “Önce”ye ait görüntülerle “sonra”ya ait görüntüler arasındaki fark, çok büyük.. “Ortodonti, biomekanik bir dal” diyor Keskin, “ Biz dişleri düzeltirken, dişlere belli uygun kuvvetler verip, onları istediğimiz yönde hareketlendirerek çarpıklığı düzeltiyoruz. Bunun için önce dişlere braketler yapıştırılıyor ve içlerinden tel geçiriliyor. Tellerde yapılan özel bükümler veya tellerin kendi özel formlarından kaynaklanan elastikiyetten sağlanan uygun kuvvet braketler kanalıyla dişe aktarılmış oluyor. İşin mekanik kısmı bu.” Bu arada braket ve uygulama örnekleri görüyorum. Ağızda bir metal yığını gibi durduğu için kullanmaya karar vermekte zorlanılan hantal braketlerden, tellerden hayli farklı bu örnekler. Kimi, tamamen şeffaf. Dişte tel var mı yok mu belli değil neredeyse. Hiç belli olmamasını isteyenler için farklı bir uygulama örneği de gösteriyor Keskin; braketler dişin ön değil arka yüzüne yapıştırılmış ve tel dişlerin arka yüzeyinden geçirilmiş.

Diş Nasıl “Hareketleniyor”?

“İyi de,” diyerek sesli düşünüyorum, “bir diş nasıl hareketleniyor? Bir oyun hamuru içinde hareket etmiyor sonuçta. Çene kemiğine bağlı. Bu hareketlenme nasıl gerçekleşiyor?”

“Ortodonti biomekanik bir dal demiştim,” diyor Cüneyt Keskin, “ Kuvvet uygulanmasıyla birlikte işin bio yanı başlar. Sağa ya da sola doğru iterek dişe kuvvet uygulandığında, dişin köküne ve alveol yani çene kemiklerine bir kuvvet gelmiş oluyor. Dişler çene kemiği içersine çivi gibi çakılmış değillerdir. Dişin etrafını saran, hücreden zengin periodonsium denilen bir tabaka var. Burada basınç farklılığı, basınç değişiklikleri meydana geliyor. Dişin itildiği yöne doğru basınç alan kemik yüzeyinde kemiği eriten osteoklast hücreleri oluşuyor. Aksi istikamette ise, yani gerilim tarafında yeni kemik yapımını sağlayan osteoblast hücreleri meydana geliyor. Bu hücresel aktiviteler bir yandan kemik yıkımına neden olurken bir yandan da kemik yapımına neden oluyor. Diş, tabii ki kemiğin yıkıldığı, kuvvet alan tarafa doğru ilerliyor. ‘Ortodontik diş hareketi’ bu.”

1.Peki bu yıkım ve yapım aşamasında dişin kendisinde bir değişiklik söz konusu oluyor mu?
2.Hayır. Biliyorsunuz diş ve kemiğin elastik modülü farklıdır. Dişin altındaki dentin, kemik özelliğini gösterir. Dış yüzeydeki mine ise daha sert bir yapıdır. Dişte bir değişiklik olmaz. Ama eğer gereken kuvvetten fazlası uygulanmışsa, dişte değil ama kuvvetin geldiği noktada “camsal soysuzlaşma” olur, hücreler ölür çünkü ve hareketlenme durur. Sadece hareketlenmenin durması ile kalmayabilir. Süngerimsi bir yapısı vardır kemiğin, o süngerimsi yapıdaki deliklerin her birinde aynı hücresel aktivite başlayabilir ve bu durumda diş sallanmaya başlar. Gerekenden fazla kuvvet uygulamasının sonucudur bu. Diş elastik bir yapı değil. Deformasyon olmuyor ama köke gelen şiddetli kuvvetle diş değil, kök eriyor. Bu yüzden ortodontik tedavi ehil ellerde yapılmalı. İyi bir ortodontistin tecrübeli ve sabırlı olması gerekir.
3.Sabır?
4.Çabuk sonuç almak için fazla kuvvet verip dişi birden, hızla hareketlendirmek söz konusu değildir. Belli bir süresi var.
5.Ne kadar?
6.Diş ayda 1 ya da 1,5 milimetre hareket ettirilmeli.
7.Toplam tedavi süresi ne kadar?
8.Vakaya göre değişe de, ortalama 1.5-2 yıl. Her 3-4 haftada bir periyodik kontrolleri yapılır hastanın.

İskeletsel Bozukluklar

Ortodontinin tedavi alanı dişlerle sınırlı değil. Yüz ve çeneyi de kapsıyor. “Burada iskeletsel düzeltmeler giriyor işin içine” diyor Cüneyt Keskin. Yine fotoğraflardan tedavi öncesi ve sonrası görüntüler izliyorum. Üst çeneden hayli ilerde alt çeneye sahip iki hasta üzerinde yapılan tedaviye ilişkin bu resimler. “Sonra”ya ait görüntülerde alt çene yerli yerinde. Bu standart değerlere uygun hale getirme işleminin başlangıcında iskelet üzerinde açısal ve milimetrik ölçümler yapıldığını söylüyor Cüneyt Keskin; “Bir kişinin iskelet bozukluğu olup olmadığı gözle değil sefalometri ile anlaşılır.”diyor, “ Yandan letaral sefalometri röntgeni çekilir ve belirli noktalar arasındaki açısal ve milimetrik ölçümler yapılır. İskeletsel bozukluğun hangi çenede ve ne kadar olduğu saptanır.” (Bu sırada “Ortodontide Sefalometri” başlığını taşıyan kitaptan ölçümleme çizimleri gösteriyor. Ama kitapta benim ilgimi en çok çeken, yüzün tam ortasından geçen dikey çizginin üç eşit parçaya bölünmesini gösteren çizim oluyor. O çizime dair bilgiyi yukarda aktarmıştım). “Bu bozukluk çocuklarda sadece ortodontik tedavi ile düzeltilebiliyor ama yetişkinlerde plastik cerrahi ile işbirliğiyle oluyor tedavi.” diye devam ediyor Keskin, “Adı, ortognatik cerrahi. Önce tel takarak kapanış bozukluğu giderilmeye çalışılıyor. Bu düzeltmenin ardından plastik cerrahi tarafından ameliyata alınıyor hasta. Sonrasında kısa bir dönem daha tel takıyor ve tedavi tamamlanmış oluyor.”

Tedavinin Yaşı Yok

Doğduğumuz andan itibaren gelişmeye başlayan iskelet yapımız nihai şeklini 17-18 yılda alıyor olsa da süt dişlerinin yerine gelen kalıcı dişlerimizin her biri son şeklini almış olarak beliriyor. (Dişlerimiz aynı kalırken, tüm bedenimizle birlikte kafamız da büyümeye devam ediyor tabii.10 yaşına geldiğimizde kafa bölgesindeki büyümenin yüzde doksanını tamamlamış oluyoruz. Çenenin yatay yön büyümesi ise 13 yaşından sonra köpek dişlerinin çıkmasıyla birlikte duruyor. Baş, nihai şeklini yukarda da söylediğim gibi 17-18 yaşlarında alıyor)Kalıcı dişlerimiz ebat olarak değişmiyor ama ömür boyu hiç kıpırdamadan aynı yerde durduklarını söylemek mümkün değil. “Dişlerin hep öne doğru gelme eğilimi vardır” diye açıklıyor bu hareketliliği Cüneyt Keskin, “ Bir dişiniz çekildi diyelim, yanındakiler hareketlenir o boşluğa doğru. Üstteki diş de, artık alttaki diş üzerine kapanamadığı için, kapanış bozukluğu nedeniyle yine o boşluğa sarkar. Bir dişteki çürük boşluğu bile yanındaki dişin o yöne doğru hareketlenmesine neden olur. Hayat boyu süregelen bir diş hareketi var. Her şey bir denge...”

•Az önce çocuklarda cerrahi müdahaleye gerek kalmadan sadece ortodontik tedavi ile çene-yüz iskeletsel bozukluklarının düzeltilebildiğini söylediniz. Bu tedavi için kaç yaşında olması gerekiyor çocuğun?
•Diyelim genetik yapılanma nedeniyle çene ileri gidiyor çocukta. Tedaviye 7 yaşında da başlanabilir. İskeletsel bozukluklarda küçüklerde, büyüme çağındaki çocuklarda ortodontik tedavi ile büyüme ve gelişim potansiyelinden yararlanıp istediğimiz, gerekli olan gelişim şekli sağlanır. Çocuk 8-9 yaşlarındaysa alt çeneye çenelik takıp öne doğru olan yönlenmeyi değiştiriyoruz. Tabii buluğ çağı sonrasına kadar takibi lazım. Cerrahi girişim gerektiren durumlarda ise cerrah, ameliyat için büyüme gelişiminin bitmiş olmasını ister.
•Peki diş bozukluklarının tedavisi kaç yaşında başlamalı? Ve bu tedavi için sınır yaş nedir?
•Yaş telaffuz etmek yanlış olur. Yaş denilince takvimsel yaşı kastetmiyoruz biz çünkü. Kemik yaşımız ve diş yaşımız takvimsel yaşımızla aynı olmayabilir. Takvim, kemik ve diş yaşları beraber ya da ayrı ayrı seyredebilir. Örneğin 12 yaşında bir kız çocuğu geldi tedaviye. Kemik yaşı 15’di. 12 yaşındaydı ama gelişiminin büyük bir bölümünü tamamlamıştı. 70 yaşlarında bir çift de var hastalarım arasında. Rahatlıkla 7’den 77’ye diyebilirim hasta yelpazesi için. Dişsel bozukluklar her yaşta düzeltilebilir yeter ki dişler, diş etleri ve çene kemikleri sağlıklı olsun.